Urfa Duysun
Köşe Yazısı

Çocuklarımızı Sınava Değil, Hayata Hazırlıyor muyuz?

Sabahın erken saatleri…

Bir çocuğun sırtında okul çantası, elinde beslenme çantası, zihninde ise belki de yaşından çok daha büyük bir yük var.

“Bugün hangi sınav var?”

“Kaç soru çözdün?”

“Denemede kaçıncı oldun?”

“Arkadaşın senden kaç puan aldı?”

Çocuklarımızın eğitim hayatını bazen o kadar fazla puanların, sıralamaların ve sınavların içine sıkıştırıyoruz ki onların gerçekten ne düşündüğünü, ne hissettiğini ve ne olmak istediğini sormayı unutuyoruz.

Oysa eğitim yalnızca doğru cevabı bulmak değildir.

Eğitim, yanlış yaptığında yeniden denemeyi öğrenmektir.

Bir arkadaşının düştüğünde elinden tutabilmektir.

Bir sorunun cevabını bilmiyorsan “Bilmiyorum.” diyebilme cesaretidir.

Haksızlık karşısında susmamaktır.

Merak etmektir.

Sorgulamaktır.

Ve belki de en önemlisi, insan olmayı öğrenmektir.

Peki biz ne yapıyoruz?

Çocuğun karnesindeki notlara bakıyoruz.

Sınav sonuçlarını karşılaştırıyoruz.

Başarısını bir rakamla ifade ediyoruz.

Bazen de farkında olmadan ona şunu söylüyoruz:

“Sen, aldığın puan kadar değerlisin.”

İşte burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü bir çocuğun matematikten 40 alması onun başarısız bir insan olduğunu göstermez. Türkçeden 100 alması da onun hayatı başarıyla sürdüreceğinin garantisi değildir.

Hayatın sınavında karşımıza A, B, C ve D şıkları çıkmıyor.

Bazen doğru karar ile yanlış karar arasında kalıyoruz.

Bazen yeniden başlamak zorunda kalıyoruz.

Bazen başarısız oluyoruz.

Bazen çok çalıştığımız halde istediğimizi elde edemiyoruz.

İşte çocuklarımızı asıl hazırlamamız gereken yer tam da burası.

Öğretmenin yükü de değişti

Bugün öğretmenden yalnızca ders anlatmasını beklemiyoruz.

Öğretmen; öğrenciyi tanısın, veliyi ikna etsin, sınıfı yönetsin, akademik başarıyı yükseltsin, teknolojiyi takip etsin, öğrencinin psikolojisini anlasın…

Kısacası öğretmenden neredeyse her şeyi yapmasını bekliyoruz.

Ama öğretmenin de insan olduğunu unutuyoruz.

Bir öğretmenin sınıfa girdiğinde yalnızca müfredatı değil, kendi hayatının yükünü de taşıdığını hatırlamamız gerekiyor.

Bu nedenle eğitim politikalarını konuşurken yalnızca öğrenciyi değil, öğretmeni de merkeze almak zorundayız.

Çünkü mutlu, değer gören ve mesleğine güvenen öğretmenin sınıfındaki çocuğun eğitim deneyimi de değişir.

Velilere de küçük bir soru

Çocuğumuz eve geldiğinde ilk sorumuz ne oluyor?

“Bugün ne öğrendin?” mi?

Yoksa…

“Ödevini yaptın mı?”

Belki de aradaki fark, eğitim anlayışımızın tamamını anlatıyor.

Çocuğumuza yalnızca ne kadar başarılı olduğunu değil, ne kadar merak ettiğini de sormalıyız.

“Bugün seni ne şaşırttı?”

“Bugün hangi konuda farklı düşündün?”

“Bir arkadaşına yardım ettin mi?”

“Bugün kendinle ilgili yeni ne öğrendin?”

Çünkü eğitim, çocuğun zihnini doldurmaktan çok, zihnini kullanmayı öğretme sanatıdır.

Son söz

Bir gün çocuklarımız büyüyecek.

Sınav sonuçları eskiyecek.

Diplomalar bir dosyanın içinde kalacak.

Ama onlara kazandırdığımız düşünme biçimi, karakteri, özgüveni, vicdanı ve öğrenme merakı hayatları boyunca onlarla birlikte olacak.

Bu yüzden eğitim konusunda kendimize şu soruyu daha sık sormalıyız:

Çocuğum bugün kaç aldı?

değil…

Çocuğum bugün ne öğrendi, nasıl bir insan olarak büyüyor ve yarının dünyasına ne kadar hazır?

Çünkü çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlarsak, iyi sınav çözen insanlar yetiştirebiliriz.

Ama onları hayata hazırlarsak…

Belki de iyi insanlar yetiştirebiliriz.

Yorum Yap

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.